15-16. Asir Osmanli Tarih Ve Tezkirelerinde Gördüğümüz

Total Page:16

File Type:pdf, Size:1020Kb

15-16. Asir Osmanli Tarih Ve Tezkirelerinde Gördüğümüz 15-16. ASIR OSMANLI TARİH VE TEZKİRELERİNDE GÖRDÜĞÜMÜZ VE GÜNÜMÜZDE SADECE YABANCILARIN YAPABİLECEĞİ DİL HATALARI (Language Mistakes in the 15th and 16th Century Ottoman Histories and Poet Dictionaries Which Today Only Can Be Made By Foreigners) Menderes COŞKUN* Öz Osmanlı tarih ve edebiyat araştırmacılarının tarihilik iddiasında olan bir eserde karşılaştıkları dil hatalarını hemen tevil ve tefsir etmeye çalışmaları doğru değildir. Bu tavır ilmin gelişmesini, hakikatlerin ortaya çıkmasını engeller. Tanzimattan sonra yerli ve yabancı Oryantalizmin rehberliğinde Osmanlı toplumuna sunulan ve İslam ve Osmanlı tarihini karalayan eserler, hem “zihniyet” hem “dil” bakımından Osmanlıya uzak, Oryantalizme yakın eserlerdir. Farklı asırlarda yaşamış insanlara atfedilen bu eserlerde birçok bakımdan kurgusal bir bütünlük göze çarpmaktadır. Birçoğu sanki aynı masa etrafında yazılmış gibidir. Bu durum, üslup araştırmacılarına geniş bir çalışma alanı sunmaktadır. Biz bu çalışmada söz konusu eserlerden bazılarını ana dil kriterini kullanarak tenkit etmeye çalıştık. Dil olarak da Sultan Murad Hüdavendigar, Necati, Fuzuli, Yavuz Sultan Selim, Sultan I. Ahmed, Nabi ve Yahya Kemal’in kullandığı Türkiye Türkçesini esas aldık. Bize göre ne tarihte ne de günümüzde ana dili Türkiye Türkçesi olan birisi “Ali öldü.” yerine “Ali nakl etti.” veya “Ali intikal etti.” diyemez. “Şairler arasında” yerine “şairler esnasında” diyemez. “Bu şiir veya bu kitap güzel vaki olmuş.” diyemez. “Sivas beylerbeyisi” veya “Ali hocası gelmiş.” diyemez. Bugün ancak yabancıların yapabileceği bu tür hataları eskiden herkesin, özellikle de şair ve ediplerin yaptığını söyleyemeyiz. Söz konusu dil kullanımlarının doğru ve güzel olduklarını söyleyebilmemiz için önce onların doğru ve anlamlı olduğu şive veya lehçeyi bilmemiz gerekir. Bu lehçe Fuzuli’nin, Karacaoğlan’ın, Nabi’nin ve bizim bildiğimiz Türkiye Türkçesi değildir. Anahtar Kelimeler: Şuara Tezkireleri, Osmanlı Tarihleri, Dil tenkidi, Kaynak Tenkidi, Uydurma Eserler Abstract It is not suitable that the researchers of Ottoman history and Ottoman culture should immediately try to interpret the language mistakes they have encountered in a work of historical significance. This attitude will prevent the development of knowledge and the emergence of truths. The works that were presented to the Ottoman society under the guidance of local and foreign Orientalism and which devaluate the Islamic and Ottoman history are far away from Ottoman realities but close to the Orientalism in terms of “mentality” and “language”. These works attributed to the people who lived in different centuries are in close integrity with each other in many respects. They seem to be written around the same table. In fact this situation opens up a wide field of study for researchers of authorship attribution. In this study, we have criticized some of these works using the mother tongue criterion. We have used Turkey/Ottoman Turkish which was used by Sultan Murad, Necati, Fuzuli, Yavuz Selim, Sultan Ahmed, Nabi, Yahya Kemal from the 14th century until today. In our respect neither today nor in the past those who know Turkey/Ottoman Turkish can not say “Ali transported” (Ali nakletti.) instead of “Ali died.” Nobody can say “Ali arrived” (Ali intikal etti.) in the sense that “Ali died.” He can not say “during the poets” (şairler esnasında) instead of “among the poets” (şairler arasında). He can not say “This poem or this book has been occured/happened beautifully.” (Bu şiir veya bu kitap güzel vaki olmuş). He can not say “Sivas beylerbeyisi” or “Ali hocası gelmiş.” in Turkish. After viewing such newly emerged “historical” works, we can not conclude that such mistakes that today only foreigners can make, were done by everyone in the past, especially by poets and writers. Before we make such a comment, we need to know the dialect in which such remarks are meaningful. This dialect is not that of Fuzuli, Karacaoğlan, Nabi or us. Key Words: Biographical Sources of Ottoman, Tazkira, Ottoman Historical Sources, Language Criticism, Resource Criticism, Fake Works * Prof. Dr.; [email protected]; www.menderescoskun.com Eleştirel Bakış Dergisi, 5 (2018): 1-37 Menderes COŞKUN “15-16. Asır Osmanlı Tarih ve Tezkirelerinde Gördüğümüz ve Günümüzde Sadece Yabancıların Yapabileceği Dil Hataları” Giriş Osmanlı sultanlarının ve toplumunun kimliği, ahlak ve adalet anlayışı konusunda “yaşayan kültür”le “yazılı kültür” arasında taban tabana bir zıtlık vardır. Yaşayan kültürden beslenen insanlar, Osmanlı sultanlarını ve toplumunu, asırlarca İslam inanç ve ahlakının hamiliğini yapmış dindar ve ahlaklı kişiler olarak tanımlarlarken, Tanzimattan sonra Oryantalizmin rehberliğinde ortaya çıkan eserlerde, Osmanlı ve İslam büyükleri barbar, vahşi, ayyaş, sefih ve sapkın kişiler olarak tarif edilmektedir. Eski Osmanlı şair ve yazarlarına atfen ortaya çıkan bu eserlerde aldatıcı bir üslup kullanılmakta, Osmanlı ve İslam büyükleri bir yandan klişe ifadelerle övülürken diğer yandan anekdot ve hikayeler vasıtasıyla değersizleştirilmektedir. Osmanlı sarayına hitaben kaleme alındığı iddia edilen bu eserlerde Osmanlı sultanlarının da karalanması dikkat çekici ve şüphe uyandırıcıdır. Muhtemelen başka bir yazıda ayrıntılı olarak anlatılacağı üzere, bize göre Osmanlının kimliği konusunda en dikkate değer tanım ve tarifler, Osmanlının son şahitlerinin yaptıkları tanım ve tariflerdir. Bu tanımlardan birisi, Kudüs müftüsü Emin el- Hüseyni’ye aittir. Ortadoğu’da istilacı İngilizlere karşı istilacı Almanlara destek vermek zorunda kalmış olan el-Huseyni, Berlin’de Hitler’le yaptığı bir görüşmeyi şöyle anlatır: Hitler bana “Osmanlıların idaresi ile İngilizlerin farkı nedir?” diye sormuştu. Ben buna cevabım sırasında Osmanlılardan bahsederken gözüm yaşarmış. Hitler derhal “Müftü Efendi ecdadınız Türk müydü” diye sordu. Hitler bunu sorunca şunları söyledim: “Hayır efendim, ecdadım Türk değildir. Fakat ben bu milleti kendi ecdadımdan fazla severim. Eğer Osmanlı olmasaydı, İngilizler ve diğerleri, beş yüz sene evvel âlem-i İslam’a hakim olurdu. Osmanlı olmasaydı Endülüs’ün başına gelen hazin akıbet, bütün Arap ülkelerinin de başına gelirdi. Bu cihetten, dinimin, imanımın, namusumun, şerefimin hamisi oldukları için Osmanlıları severim. Fakat biz ne yazık ki hayırsız evlat çıktık. Onlar hayırsız evladına bakan baba gibiydiler. Arap âleminden bir kuruş istifadeleri yoktu. Bilhassa Hicaz ülkesine asırlar boyu hayrat götürdüler. Oraların geçimini temin ettiler. Biz ne yazık ki o nimetin kadrini bilemedik, nankörlük ettik. O yüzden de Filistin, korkarım ki İngilizlerin [Yahudilerin] eline düşecek.”1 Son Kudüs müftülerinden Hüseyni’ye atfedilen bu Osmanlı tanımı, haddizatında, Osmanlı ve İslam tarihi konusunda bilimsel dezenformasyona maruz kalmayan bütün Arapların ortak tanımıdır. Biz aynı tanımı Türk, Boşnak, Arnavut, Pakistanlı, Hintli, Orta Asyalı, Afrikalı ve Endonezyalı Müslümanlar da görürüz. Nitekim Nuri Topbaş’ın anlattığı şu hatıra, mesaj ve içerik bakımından Kudüs müftüsünün tanımını tamamen desteklemektedir: “Otuz sene önce ilk hacca gidişimde yaşlı bir Afrikalı ile karşılaştım. Bana nereli olduğumu sordu. Türk olduğumu söyleyince esefle başını sallayarak “Hey gidi şevketlü Devlet-i Osmani” dedi. Bu, bir Afrikalı’nın Osmanlıyı hasretle hatırlayıp ondaki güzellikleri hissetmesinin bir ifadesiydi. Yine o sene Arafat’ta karşılaştığım bir Endonezyalı, Türk olduğumu öğrenince: “Bizler Endonezya’da hutbelerimizi Osmanlı padişahları adına okuturduk” demişti.”2 Yavuz Bülent Bakiler, Üsküp’ten Kosova’ya adlı eserinde, Arnavutluk’ta yolunu kaybettiği bir sırada karşılaştığı bir Arnavut vatandaşının bir Osmanlı torunu olarak kendisine gösterdiği ilgiyi şöyle anlatır: “Arnavut, bildiği beş-on kelimelik Türkçe ile 1 Ali Ulvi Kurucu, hzl. Ertuğrul Düzdağ (2013), Hatıralar, 2, İstanbul, s. 245-246. 2 Osman Nuri Topbaş (1999), Abide Şahsiyetleri ve Müesseseleriyle Osmanlı, İstanbul: Altınoluk, s. 546-547. 2 Eleştirel Bakış Dergisi, 5 (2018): 1-37 Menderes COŞKUN “15-16. Asır Osmanlı Tarih ve Tezkirelerinde Gördüğümüz ve Günümüzde Sadece Yabancıların Yapabileceği Dil Hataları” yüreğinin sıcaklığını ortaya koyuyordu. Anlaşabiliyorduk. Bir yandan pedal çeviriyor, bir yandan da kesik kesik anlatıyordu: “-Sen Türk! Ben Arnavut! Allah bir! Kitap bir! Peygamber bir! Osmanlı muhteşem!... Eşhedü en la ilahe illallah! Ve eşhedü enne Muhammeden abdühü ve resulühü!”3 Bakiler’in anlattığı bu hatıranın içinde sadece bir kişinin değil, bütün Arnavut halkının Osmanlı tanımı gizlidir.4 Cumhuriyet döneminde yetişmiş olan Necip Fazıl, Arif Nihat Asya, Cemil Meriç gibi şair ve yazarların da Osmanlı tanımı çok temizdir. Mesela Cemil Meriç, farklı ırklardan oluşan insanların Osmanlı kimliği altında nasıl uyumlu, samimi ve kuvvetli bir bütünlük oluşturdukları hususunu şöyle ifade eder: “Bu ülkenin bütün ırklarını, tek ırk, tek kalp, tek insan haline getiren İslamiyet olmuş. Biyolojik bir vahdet değil bu. Ne kanla ilgisi var, ne kafatasıyla. Vahdetlerin en büyüğü, en mukaddesi. İster siyah derili ister sarı… inananlar kardeştir. Ayn şeyleri sevmek, aynı şeyler için yaşamak ve ölmek. Türk’ü, Arap’ı, Arnavut’u düğüne koşar gibi gazaya koşturan bir inanç. Gazaya yani irşada. Altı yüz yıl beraber ağlayıp, beraber gülmek.”5 Meriç’in bu özlü Osmanlı tanımı ile el-Hüseyni’nin, Topbaş’ın ve Bakiler’in anlattıkları arasında mesaj bakımından hiçbir fark yoktur. Yahya Kemal, özellikle Milli Mücadele’yle ilgili yazılarında kendisinin ve neslinin Osmanlı tanımının ne olduğu konusunda dolaylı bilgiler verir. Mesela “Düşüncelerimiz” başlıklı yazısında
Recommended publications
  • A History of Ottoman Poetry
    351 went and told his story to Mu'eyycd-zadc the Anatolian Qazi'^Asker, who was the very antithesis of the Rumclian, being, as we have more than once seen, the ever-ready friend and patron of talent and ability. This good and learned man bade the would-be principal go and formally accept the cadiship proposed by his colleague, and leave the rest to him. Kemal-Pasha-zade did as he was told. And so on the morrow Hajji-Hasan-zade presented to Sultan Bayezid the young man's request and suggested that it should be granted. But Mu^eyyed-zade, who was present, interposed, saying that the applicant was one of the most gifted and promising young men of the day, and that it would be a grievous misfortune if he were lost in a cadiship, the more especially as the Tashliq principalship, which would give him an excellent opening, was just then vacant; and he prayed the Sultan to confer this on him. Hajji-Hasan-zade had not the effrontery to oppose his colleague's request, which was accordingly granted. Mu'eyyed-zade's kindly offices by no means ended here; he frequently brought his protege under the notice of the Sultan, and succeeded in obtaining for him grants of money as well as other favours. It was he too who proposed to Bayezid that Kemal-Pasha-zade should be commissioned to write the history of the Ottoman power in Turkish, as it was desirable to have the story in the national language, Monla Idris's work on the subject being in Persian.
    [Show full text]
  • En El Imperio Otomano: Polémica Cristiano-Musulmana E Intertextualidad En La Época De La “Confesionalización”
    AlcantaraVolXXXVI-2_Maquetación111/12/1512:02Página341 AL-QANTARA XXXVI 2, julio-diciembre 2015 pp. 341-401 ISSN 0211-3589 doi: 10.3989/alqantara.2015.010 Reading Abdallāh b. Abdallāh al-Tarjumān’s Tuḥfa (1420) in the Ottoman Empire: Muslim-Christian Polemics and Intertextuality in the Age of “Confessionalization”* Leyendo la Tuḥfa de Abdallāh b. Abdallāh al-Tarŷumān (1420) en el Imperio Otomano: Polémica Cristiano-Musulmana e Intertextualidad en la época de la “Confesionalización” Tijana Krstić Central European University, Budapest In 1604, a charismatic Sufi sheikh from Tunis En 1604, un carismático sufí de Túnez en- commissioned the translation into Ottoman cargó la traducción al turco otomano del texto Turkish of Abdallāh b. Abdallāh al-Tarjumān’s de polémica titulado Tuḥfat al-Adīb fī al-radd polemical text entitled Tuḥfat al-Adīb fī al- ʿalā ahl al-ṣalīb (1420) de Abdallāh b. Abdal- radd ʿalā ahl al-ṣalīb (1420), with the inten- lāh al-Tarjumān, con la intención de presen- tion of presenting it to Ottoman Sultan Ahmed társelo al Sultán otomano Ahmed I. Poco I. Soon after, this text became one of the most después, este texto se convirtió en uno de los widely known and disseminated anti-Christian textos de polémica anti-Cristiana mejor cono- polemical texts in the Islamic world, and by cidos y leídos en el mundo islámico y en Eu- the late ninteenth century, in Europe as well. ropa, a finales del siglo XIX. Este artículo The article examines the circumstances of estudia las circunstancias en que se realizó la Tuḥfa’s translation from Arabic into Ottoman traducción de la Tuḥfa del árabe al turco * I would like to thank John Curry, Sara Nur Yıldız, Gottfried Hagen, and especially Ferenc Csirkés for their helpful comments and suggestions while researching and writing this article.
    [Show full text]
  • 309 Contributions of Balkan Countries to Classical
    IBAC 2012 vol.2 CONTRIBUTIONS OF BALKAN COUNTRIES TO CLASSICAL TURKISH LITERATURE * Murat A. KARAVELIOĞLU Be bu Rûm illeridür bunda suhandânlar olur Bu İrem gülşenidür murg-ı hoş-elhânlar olur Abstract If one of the signs of the level of development of countries is cities, the other is the level of the life of science, art and culture performed in these cities.Viewing the situation of Balkan geography under the domination of Ottomans since 15th century, it is seen that there was a very lively literary and cultural life especially in some city centres.These centres were not only creating a convenient environment but were also raising poets and writers for many large centres, initially to Istanbul. Places like Skopje, Pristina, Prizren, Yenice Vardar, Shkodra, Silk, Plovdiv, Kyustendil, Bitola, Smederevo, Sarajevo, Tetovo, İştib, Serres were the centres we know the life of literature was lively and where a good number of poets were brought up. Among these, it is known that especially in 16. Century, numerous poets grew in Pristina, Prizren, Skopje and Vardar Yenice. In this paper, the contributions these four Balkan cities made to classical Turkish literature are discussed in sum. Key Words: The Balkans, Rumelia, city, Classical Turkish literature Introduction That a geographical region is not formed with natural and geographical conditions is a truth known especially by city historians. Above all, telling residential areas are formed with human effect more that everything else may be seen as a * Assoc. Prof. Dr. İstanbul University, Faculty of Letters, Turkish Language and Literature Department. [email protected] 309 IBAC 2012 vol.2 supernumerary discourse.
    [Show full text]
  • Lâmi'î Çelebi Divanindan Seçilen Gazellerin Şerhi
    T.C. BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İSLAM TARİHİ ve SANATLARI ANABİLİM DALI TÜRK İSLAM EDEBİYATI BİLİM DALI LÂMİ‘Î ÇELEBİ DİVANINDAN SEÇİLEN GAZELLERİN ŞERHİ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) CİHAT EKİZ BURSA – 2019 T.C. BURSA ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ İSLAM TARİHİ ve SANATLARI ANABİLİM DALI TÜRK İSLAM EDEBİYATI BİLİM DALI LÂMİ‘Î ÇELEBİ DİVANINDAN SEÇİLEN GAZELLERİN ŞERHİ (YÜKSEK LİSANS TEZİ) Cihat EKİZ Danışman: Dr. Öğr. Üyesi M. Murat YURTSEVER BURSA – 2019 ÖZET Yazar Adı ve Soyadı : Cihat Ekiz Üniversite : Bursa Uludağ Üniversitesi Enstitü : Sosyal Bilimler Enstitüsü Ana Bilim Dalı : İslam Tarihi ve Sanatları Bilim Dalı : Türk-İslam Edebiyatı Tezin Niteliği :Yüksek Lisans Tezi Sayfa Sayısı : x+208 Mezuniyet Tarihi : …../…../2019 Tez Danışmanı : Dr. Öğr. Üyesi M. Murat Yurtsever LÂMİ‘Î ÇELEBİ DİVANINDAN SEÇİLEN GAZELLERİN ŞERHİ Bu çalışma, Türk-İslam Edebiyatı Anabilim Dalında hazırlanmış bir yüksek lisans tezidir. Dört ana bölüme ayrılmaktadır. Lâmi‘î Çelebi divanından seçilen gazellerin belli bir usulle şerhini ihtiva etmektedir. Lâmi‘î Çelebi’nin yaşadığı asır, şairin hayatı, divanı ve gazelleri ile ilgili genel bilgiler verilmiştir. Böylece şairin poetikasını etkileyen unsurlar tanınmaya çalışılmıştır. Lâmi‘î Çelebi divanından seçilen gazeller, tasavvufî yönden şerh edilmiştir. Şerhte, devrin edebî anlayışı, sosyal yapısı, klasik Türk şiirinin geleneksel motifleri, dinî ve felsefî alt yapısı gibi etkenlerden yararlanılmıştır. Anahtar Kelimeler: Gazel, şerh, divan, tasavvuf, klasik Türk edebiyatı, Lâmi‘î Çelebi IV ABSTRACT Name and surname : Cihat EKİZ University : Bursa Uludag University Institution : Social Science Institution Field : Islam History and Arts Branch : Turkish Islamic Literature Degree awarded : Master Page number : x+208 Degree date : …../…../2019 Supervisor : Dr. Öğr. Üyesi M. Murat YURTSEVER THE EXPLANATION OF GAZELLES FROM LÂMİ‘Î ÇELEBİ’S DIVAN This study is a master thesis from Department of Turkish-Islamic Literature.
    [Show full text]
  • Eski Türk Edebiyatının Kaynaklarından Şair Tezkireleri
    T.C. ANADOLU ÜNİVERSİTESİ YAYINI NO: 2451 AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİ YAYINI NO: 1423 ESKİ TÜRK EDEBİYATININ KAYNAKLARINDAN ŞAİR TEZKİRELERİ Yazarlar Prof.Dr. Mustafa İSEN (Ünite 1) Prof.Dr. Filiz KILIÇ (Ünite 2, 3, 4, 5) Prof.Dr. İsmail Hakkı AKSOYAK (Ünite 6, 7) Editör Prof.Dr. Mustafa İSEN Bu kitabın basım, yayım ve satış hakları Anadolu Üniversitesine aittir. “Uzaktan Öğretim” tekniğine uygun olarak hazırlanan bu kitabın bütün hakları saklıdır. İlgili kuruluştan izin almadan kitabın tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik kayıt veya başka şekillerde çoğaltılamaz, basılamaz ve dağıtılamaz. Copyright © 2012 by Anadolu University All rights reserved No part of this book may be reproduced or stored in a retrieval system, or transmitted in any form or by any means mechanical, electronic, photocopy, magnetic tape or otherwise, without permission in writing from the University. Öğretim Tasarımcısı Prof.Dr. Cemil Ulukan Grafik Tasarım Yönetmenleri Prof. Tevfik Fikret Uçar Doç.Dr. Nilgün Salur Öğr.Gör. Cemalettin Yıldız Ölçme Değerlendirme Sorumlusu Öğr.Gör. İlker Usta Kapak Düzeni Prof.Dr. Halit Turgay Ünalan Dizgi ve Yayıma Hazırlama Kitap Hazırlama Grubu Eski Türk Edebiyatının Kaynaklarından Şair Tezkireleri E-ISBN 978-975-06-3116-0 Bu kitabın tüm hakları Anadolu Üniversitesi’ne aittir. ESKİŞEHİR, Ocak 2019 2425-0-0-0-2102-V01 İçindekiler iii İçindekiler Önsöz .................................................................................................................... vi Tezkire Türünün Doğuşu ve Tarihsel Gelişimi
    [Show full text]
  • Ottoman Geography - an Article by Franz Taeschner and an Analysis of the Transition from Eastern Scientific Tradition to European Scientific Mentalty
    Coğrafya Dergisi – Journal of Geography, 2019, 39: 1-9 Araştırma Makalesi / Research Article DOI: 10.26650/JGEOG2019-0008 Coğrafya Dergisi COĞRAFYA DERGİSİ Journal of Geography JOURNAL OF GEOGRAPHY 2019 SAYI/ ISSUE39 2019, (39) e-ISSN 1305-2128 http://jgeography.istanbul.edu.tr Ottoman Geography - an Article by Franz Taeschner and an Analysis of the Transition from Eastern Scientific Tradition to European Scientific Mentalty Franz Taeschner’in Osmanlılarda Coğrafya Makalaesi ve Doğu İlim Geleneğinden Batı İlim Zihniyetine Geçiş Sürecinin Tahlili Osman ÖZKUL1 , Nadir ÇOMAK2 1Sakarya University, Faculty of Arts and Sciences, Department of Sociology, Sakarya, Turkey 2Medeniyet University, Istanbul, Turkey ORCID: O.Ö. 0000-0002-0418-7007; N.Ç. 0000-0001-5047-3007 ABSTRACT This paper attempts to make a contrastive analysis of history via an article by German orientalist Taeschner (1888-1967) in which the mentality of Eastern geography, that of the Ottomans in particular, was investigated and discussed in detail. The article being analyzed in this paper was once taught as a textbook at Westfalia-Wilhelm University (1922) in Münster, Germany. Only four years later, it was published under the name of Ottoman Geography on pages 271 through 314 in the second volume of Journal of Turkology after it had been translated by Hamid Sami. All books with a great impact on medieval Ottoman geographers are compared with a critical approach in the article by Taeschner, where not only the copies of the books in Europe but also those of the books in Ottoman libraries are introduced to the reader. Furthermore, it attempts to explain the change observed in the orientalist science and geography mentality based upon the similarities and differences between these books.
    [Show full text]
  • Hayâlî Bey.Pdf
    HAYALT BEY 'ald Şerf:ıi Tecridi'l-"akii'id. Naslruddln-i sı Süleymaniye Kütüphanesi'nde mevcut­ HAYALİ BEY TGs!' nin Tecrfdü '1-'aka'id'i üzerine Seyyid tur (Şehid Ali Paşa. nr. 2720/11. vr. 163b­ (ö. 964/1556-57) Şerif ei-Cürcanl tarafından yapılan şer­ ı 68•ı. Divan şairi. hin ilk bölümüyle ilgili bir haşiye olup Fıkıh. 1. ljô:şiye 'a1ô: Şerf:ıi'l- Vikiiye. L _j Taşköprizade ( eş-Şeka'ik, s. 142). Kati b Tacüşşerla'nın. Merginanl'nin eJ-Hidô.• Çelebi (Keş{ü'{.-?.unün, ı. 34 1ı ve Bağdat­ ye'sine el-Vikiiye adıyla yazdığı şerh Vardar Yenicesi'nde doğdu (ı 497- ı 499 lı İsmail Paşa (Hediyyetü'l-'arifin, ı. 132ı üzerine Sadrüşşerla Ubeydullah b. Mes­ [?Jı Asıl adı Mehmed, lakabı Bekar Me­ tarafından Hayall'ye nisbet edilmektedir. 'Gd tarafından yapılan şerhin haşiyesi mi'dir. Yetişme çağında esaslı bir öğrenim 4. ljô.şiye 'ala Şerf:ıi'l-Makiişıd. Tefta­ olup Adıyaman İl Halk Kütüphanesi'nde göremeyen şair. o sıralarda Yenice'ye uğ ­ zanl'nin Şerf:ıu'l-Makiişıd adlı eserinin (nr. ı ı bir nüshası bulunmaktadır . Z.ljô.• rayan Kalender! şeyhi Baba Ali Mest-i beşinci "maksad"ına haşiyedir. Eserin Sü ­ şiye 'alô: ŞerJ:ıi Mul].taşari'1-Müntehô.. Acemi (Sicill-i Osman!, 111 . 493ı ve mürid• leymaniye (Şehid Ali Paşa, nr. 2829, vr. İbnü'I-Hacib'in Mul].taşarü'1-Müntehô. lerinin cazibesine kapılarak onlara katıl­ 9-29; Fatih, nr. 2984/1 ı ve Ragıb Paşa (nr. adlı eserine Adudüddin ei-Tel tarafından dı. Bunlarla birlikte seyahat ederek bir­ 796ı kütüphanelerinde nüshaları bulun­ yapılan şerhe Seyyid Şerif ei-Cürcanl'nin kaç defa istanbul'a gidip geldi.
    [Show full text]
  • The Dream of a 17Th Century Ottoman Intellectual
    View metadata, citation and similar papers at core.ac.uk brought to you by CORE provided by Sabanci University Research Database THE DREAM OF A 17 TH CENTURY OTTOMAN INTELLECTUAL: VEYS İ AND HIS HABNAME by A. TUNÇ ŞEN Submitted to the Graduate School of Arts and Social Sciences in partial fulfillment of the requirements for the degree of Master of Arts Sabancı University Spring 2008 THE DREAM OF A 17 TH CENTURY OTTOMAN INTELLECTUAL: VEYS İ AND HIS HABNAME APPROVED BY: Asst. Prof. Y. Hakan Erdem …………………………. (Thesis Supervisor) Asst. Prof. Hülya Canbakal …………………………. Asst. Prof. Hülya Adak …………………………. DATE OF APPROVAL: 06 / 08 / 2008 © A. Tunç Şen, 2008 All Rights Reserved ABSTRACT THE DREAM OF A 17 TH CENTURY OTTOMAN INTELLECTUAL: VEYS İ AND HIS HABNAME A.Tunç Şen History, M.A. thesis, Spring 2008 Thesis Supervisor: Y. Hakan Erdem This thesis endeavors to present a literary-historical analysis of a seventeenth century work of prose, Habnâme , which was written by one of the prominent literary figures of his time, Veysî. He was born in Ala şehir in 1561/2, and died in 1628 in Skopje. Having been enrolled in medrese education, he worked as a kadı in various locations in both Anatolia and Rumeli including Ala şehir, Tire, Serez and Skopje. He is, however, better known for his literary abilities, and respected by both contemporary biographers and modern scholars as one of the leading figures of Ottoman ornamental prose. In his Habnâme, Veysî constructs a dream setting, in which the Alexander the Two- Horned has a conversation with Ahmed I regarding Ahmed’s concerns of the abuses in state apparatus.
    [Show full text]
  • Osu1179937403.Pdf (2.74
    THE LORDS OF THE AUSPICIOUS CONJUNCTION: TURCO-MONGOL IMPERIAL IDENTITY ON THE SUBCONTINENT A Dissertation Presented in Partial Fulfillment of the Requirements for the Degree Doctor of Philosophy in the Graduate School of The Ohio State University By Lisa Ann Balabanlilar, M.A. ****** The Ohio State University 2007 Dissertation Committee: Approved by Professor Stephen Dale, Advisor Professor Jane Hathaway ____________________________ Professor Geoffrey Parker Advisor Graduate Program in History Copyright by Lisa Ann Balabanlilar 2007 ABSTRACT Contemporary studies of the Mughal dynasty in India have long been dominated by nationalist, sectarian and ideological agendas which typically present the empire of the Mughal as an exclusively Indian phenomenon, politically and culturally isolated on the sub- continent. Cross disciplinary scholarship on the Middle East and Islamic Central Asia assigns to the Mughals a position on the periphery. Omitting reference to a Central Asian legacy, scholars instead link the Mughals to the preceding nearly one thousand years of Muslim colonization in India. Yet to insist on a thousand years of Muslim continuity in India is to ignore the varied religious, cultural, and political traditions which were transmitted to the subcontinent by a widely diverse succession of immigrant communities. This study radically re-evaluates the scholarly and intellectual isolation with which the Mughals have been traditionally treated, and argues that the Mughals must be recognized as the primary inheritors of the Central Asian Turco- Persian legacy of their ancestor Timur (known in the West as Tamerlane). Driven from their homeland in Central Asia, the Timurid refugee community of South Asia meticulously maintained and asserted the universally admired charisma of their imperial lineage and inherited cultural ii personality.
    [Show full text]
  • Sokolluzade Hasan Paşa and Hadım Yusuf Paşa and Their Art Patronage in Early-Seventeenth-Century Baghdad Melis Taner*
    Two Paths to Power: Sokolluzade Hasan Paşa and Hadım Yusuf Paşa and Their Art Patronage in Early-Seventeenth-Century Baghdad Melis Taner* İktidar Yolları: Erken Onyedinci Yüzyıl Bağdad’ında Sokolluzade Hasan Paşa ve Hadım Yusuf Paşa’nın Sanat Hamiliği Öz On altıncı yüzyılın sonlarında Bağdat’ta canlı bir sanat ortamı oluştu. Bu makale bu canlanmaya katkıda bulunan iki vali hakkındadır. Bunlardan birisi resimli bir evrensel tarih yazdıran Sokolluzade Hasan Paşa (ö. 1602), diğeri ise İstanbul’dan Bağdat ve Basra’ya seyahati ve oradaki ayaklanmaları bastırmasıyla ilgili resimli, ufak bir eser yazdıran Yusuf Paşa’dır (ö. 1614). İki vali için hazırlanılan ve yaklaşık olarak aynı zamanlarda yazılan ve resimlendirilen bu eserler atandıkları eyalette, özellikle de yerel ve sınır ötesi huzursuzlukların, ama aynı zamanda, sanatta canlanmanın olduğu bir dönemde, güçlerini sağlamlaştırmaya çalışan bu valilerin sanat patronajlarında seçtikleri farklı yolları gösterir. Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa’nın oğlu olarak çok daha muazzam bir eser hazırlatır Sokolluzade Hasan Paşa ve kendisini de evrensel tarihin bir parçası olarak hayal eder. Öte yandan, Yusuf Paşa’nın daha mütevazı eseri onu ayaklanmaları bastıran cesur ve dindar bir vali olarak yansıtır. Anahtar kelimeler: Hasan Paşa, Yusuf Paşa, Bağdat, Basra, Sanat Patronajı, Propaganda. This article focuses on the art patronage of two viziers in early-seventeenth- century Baghdad: Sokolluzade Hasan Paşa (d. 1602), a vizier prone to much grandiosity, and Hadım Yusuf Paşa (d. 1614), a court eunuch who rose to the rank of vizier but who, for the most part, seems to have fallen through the cracks of history. Through two unique works that were composed for these governors it shows the different directions the two patrons took in crafting an image for themselves as they dealt with uprisings and as they sought to establish themselves in their posts.
    [Show full text]
  • Filologiya Məsələləri, № 2, 2021
    Filologiya məsələləri, № 2, 2021 AZƏRBAYCAN MİLLİ ELMLƏR AKADEMİYASI M. FÜZULİ adına ƏLYAZMALAR İNSTİTUTU FİLOLOGİYA MƏSƏLƏLƏRİ № 2 Toplu Azərbaycan Respublikası Prezidenti yanında Ali Attestasiya Komissiyası tərəfindən rəsmi qeydiy- yata alınmışdır (Filologiya elmləri bölməsi, №13). Azərbaycan Respublikası Ədliyyə Nazirliyi Mətbu nəşrlərin reyestrinə daxil edilmişdir. Reyestr №3222. «Елм вя тящсил» Бакы – 2021 – 1 – Filologiya məsələləri, № 2, 2021 РЕДАКСИЙА ЩЕЙЯТИ: академик Иса Щябиббяйли, академик Теймур Кяримли, akademik Мющсцн Наьысойлу, akademik Низами Ъяфяров, академик Rafael Hüseynov, АМЕА-нын мцхbир цзвц, фilologiya elmləri doktoru, проф. Ябцлфяз Гулийев, фilologiya elmləri doktoru, проф. Fəxrəddin Veysəlli, фilologiya elmləri doktoru, проф. Гязянфяр Казымов, фilologiya elmləri doktoru, проф. Рцфят Рцстямов фilologiya elmləri doktoru, проф. Əsgər Rəsulov, фilologiya elmləri doktoru, проф. Надир Мяммядли, фilologiya elmləri doktoru, проф. Мясуд Мащ- мудов, фilologiya elmləri doktoru, проф. Ябцлфяз Ряъябли, фilologiya elmləri doktoru, проф. Ъялил Наьыйев, фilologiya elmləri doktoru, проф. İsmayıl Məmmədli, фilologiya elmləri doktoru, проф. Nizami Xudiyev, фilologiya elmləri doktoru, проф. Həbib Zərbəliyev, фilologiya elmləri doktoru, проф. İlham Tahirov, фilologiya elmləri doktoru, проф. Tofiq Hacıyev, фilologiya elmləri doktoru, проф. Sevil Meh- diyeva, фilologiya elmləri doktoru, проф. Buludxan Xəlilov, фilologiya elmləri doktoru, проф. Мцбариз Йусифов, фilologiya elmləri doktoru, проф. Гязянфяр Пашайев, фilologiya elmləri doktoru,
    [Show full text]
  • Three Modes of Reading: Writing and Reading Books in Early Modern Ottoman Society1 CHRISTOPH K. NEUMANN2 Dedicated to Klaus Krei
    Three Modes of Reading: Writing and Reading Books in Early Modern Ottoman Society1 CHRISTOPH K. NEUMANN2 Dedicated to Klaus Kreiser – For the pains he took for his humble friend and on the occasion of his retirement In an autobiographical section of his Seyahatnâme [Book of Travels], Evliya Çelebi explained how he joined the entourage of Sultan Murad IV and became the Sultan's companion. The twenty-year-old Evliya attracted the Sultan's attention by reading the Quran (apparently with great skill) in front of a large crowd at Hagia Sophia on Kadir night on 22 Ramadan 1045 (the spring of 1636). He was consequently presented to the Sultan in the privy room. Murad IV demanded that he read something out loud. Evliya replied by asking the Sultan what type of text he would like to hear, as he was capable of holding forth on subjects from seventy-two different branches of science, in Farsi, Arabic, Greek, Hebrew, Assyrian, Turkish, and Eastern languages. To demonstrate his erudition, he recited a catalog of poetic forms, including some little known ones.3 1 Originally published as “Üç tarz-ı mütalaa: Yeniçağ Osmanlı Dünyası’nda kitap okumak ve yazmak”, Tarih ve Toplum: Yeni Yaklaşımlar 1 (Bahar 2005): 51-76. The first version of this article was presented in June 2001 at the Bamberger Orient-Kolloquium. I am grateful to the Department of Turkology, Bamberg University Oriental Studies Institute, for giving me the opportunity to participate in this colloquium. I would like to express my endless gratitude to my editor, student and friend Bahar Siber, who reviewed my Turkish with great patience and care and also thoroughly critiqued my article, to my friends Olcay Akyıldız (Boğaziçi Ü.), Thomas Berchtold, Sinan “Refik” Çetin, Zeynep Altok (İstanbul Bilgi Ü.), Anna Vlachopoulos (Münih Ludwig Maximilain U.), Oktay Özel (Bilkent Ü.) and Kerem Ünüvar (İletişim Yayınları).
    [Show full text]